10 Eylül 2008 Çarşamba

Web sitemdeyim...

Merhabalar,


Bundan sonra yazılarımı web sitem www.kazimsimsek.com ' da sürdüreceğim.

Teşekkürler...

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Kuzey Ege' deydim..

Aylardır düşünüyordum, bu yıl nerede tatilimi geçirsem diye... Birden aklıma Kuzey Ege geldi. Burayı çok fazla bilmiyordum. Geçen yıl gittiğim Doğu Karadeniz turu çok güzeldi. Onun da etkisiyle aynı şirketin Kuzey Ege turunu inceledim. Aralarında gezdiğim yerlerle birlikte görmediğim bir çok yer vardı. Sonunda kararımı verdim ve 5 günlük Kuzey Ege turuna çıktım.

Hareket 17.08.2008 Pazar akşamı saat 10' daydı. Harbiye' de otobüsümüz geldi ve bizleri aldı. Tur rehberimiz Mehmet Meral ile yardımcısı Muhammed Baypınar' dı.
Gece 11' de Altunizade' den diğer yolcuları da alarak yola çıktık.

Sabah 7 civarı Ayvalık' daydık. Şehrin içinden otobüsle geçerek Şeytan Sofrası denilen yere geldik. Rivayet odur ki; Şeytan buraya düşmüş ve bir ayak izi oluşmuş. O yüzden buraya şeytan sofrası deniliyormuş. Buraya çıkınca gördüğümüz manzara bir harikaydı. Karşımızda Cunda adası vardı.






Rehberimizden ilgili bilgileri aldıktan sonra Cunda Adası' na geçtik. Ada aslında ada değil; bir yolla anakaraya bağlanmış. O yolun üstünde şöyle bir tabela vardı: "Türkiye' nin İlk Boğaz Köprüsü". Cunda adasında "Taksiyarhis Kilisesi" ni gezdik. Kilise onarımda olduğundan içeri giremedik. Sahile indik, ünlü sakızlı dondurmalarından yedik. Taş Kahve'de kahvelerimizi içtik.





Ayvalık' a tekrar geldik, burada tekneye binip, denize açıldık. Koylardan birinde durup, yüzme molası verdik. Ben de bu yıl ilk kez denize girme fısatı yakalamış oldum. Öğlen yemeğimizi de burada yedik. Yemekte hamsi vardı, hem de sınırsız hamsi. Ege' deyiz ama Karadeniz' den çıkan hamsileri yedik. Teknede çok insan vardı. Bu kadar çok insan olunca, hamsi pişirmek onlar için daha kolay oldu.





Yemeğimizi yedikten sonra başka bir koyda demirledik ve yüzdük. Akşama doğru tekne turumuz bitti ve Akçay' a doğru yola koyulduk. Otelimiz Akçay' daydı. Akşam sekize yakın otelimize vardık.

Açık menü yemeğimizi yedik ve ilk günün yorgunluğunu atmak için odalarımıza çekildik.

Turumuzun ikinci gününde Bozcaada vardı. Geyikli beldesinden feribota binip, Bozcaada' ya doğru yola çıktık. Yarım saat sonra Bozcaada' daydık. Adanın Ayazma plajında denize girdik ve orada öğle yemeğimizi yedik. Rüzgâr güllerinin olduğu enerji santraline gittik. Bu rüzgâr güllerinden 30 Mkwh elektrik üretiliyormuş. Yeni yeni yetişen üzüm bağlarını gördük. Şarapçılık konusunda ada iddialıdır. Her yıl şarap festivalleri yapılıyor; yine her yıl Homeros okuma günleri düzenleniyor. Ada sanatçılar için bir çekim merkezi olmuş. Bir şarap yapım imalathanesinde şarabın nasıl yapıldığına dair bilgi aldık. Şarapların tadlarına baktık. Bozcaada kalesini gezdik ve akşama doğru adadan ayrılıp, otelimize döndük.






Turumuzun üçüncü gününde Bergama ve Eski Foça vardı. Bergama' daki antik kent Pergamon' u gezdik. Şehrin tarihini rehberimizden dinledik. Bir onyx taş fabrikasına gidip, taş hakkında bilgi aldık. Eski Foça' ya doğru yola çıktık.






Eski Foça' da tekneye binip, denize açıldık. Eski Foça akdeniz foklarıyla ünlüdür. Foça şehri Phokaia antik kentin üzerine kurulmuştur. Bu antik kent adını foklardan almıştır. Tekneyle fokların yaşama alanı olan siren kayalıklarına gittik. Fok balığı göremedik. Sayıların az olduğunu biliyorum, belki de artık Foçada yaşayan fok balığı kalmamıştır. Bu siren kayalıklarına Homeros' un "Odyssey" adlı destanında görürüz.

Foçanın denizi temiz, suyu soğuktur. Şehir sit alanı içinde olduğundan dolayı yeni yerleşim alanları yapılmadığından, şehir fazla bozulmamıştır.



Akşama doğru tekneden inip, otelimize doğru yola çıktık.

Turumuzun 4. gününde Kazdağları' na yolculuk vardı. Sabah bizleri almaya jipler geldi. Bindiğim jip 83 model bayağı bir yıpranmış bir jipti ama yine de güzel bir araçtı. Altınoluk' a yakın bir yerden Kazdağları' na doğru çıktık. Tozlu topraklı yollardan ilerlerken, yüzümüze esen rüzgârın verdiği serinlikle etrafımızdaki çam ağaçlarına bakıyorduk. Burası dünyanın oksijen oranı bakımından ikinci yeriymiş. Milli kamptan içeri girdik ve Şahindere kanyonuna ulaştık. Burada öğle yemeğimizi yedik. 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra buz gibi suların oluşturduğu göletlerinden birinde suya girdik. Suya girmemizle çıkmamız bir oluyordu ama suyun soğukluğu bize zindelik verdi. Buranın manzarası çok güzeldi. Buradaki suyun tadına baktım, tadı hoştu. Kanyonun etrafında jiplerle dolaşırken, bir çok yerde durup fotoğraf çekme molası verdik. Hakikaten burası muhteşem bir yerdir.






Akşama doğru bu milli kamptan ayrılıp, başka bir milli kamp olan "Hasan Boğuldu Milli Kampı" na doğru yola çıktık. Buranın efsanesini rehberimizden dinledikten sonra otelimize döndük. Turumuzun en yorucu bu günüydü ama sanırım turumuzun en güzel günü de bugündü.




Turumuzun 5. ve son gününde Assos ve Çanakkale vardı. Sabahleyin Assos' a gittik. Antik kentin kalıntılarını gezdik.






Sonra Troya Antik kentine gittik, buradaki kalıntıları da gezdik.




Çanakkale şehir merkezinde öğle yemeğimizi yedikten sonra Gelibolu yarımadasına feribotla geçtik ve şehitlik alanını gezmeye başladık. Sırasıyla Seyit Onbaşı, Abide, Anzak Koyu, 47. Alay, Conkbayırı' nı gezdik. Bugün bayağı duygulu bir gündü. Şehitlikleri gezerken hepimiz duygulandık.







Akşama doğru İstanbul' a dönüş yolculuğumuz başladı. Gece 12 civarı İstanbul' a vardık.

Otelimiz maalesef kötüydü. Binalar ve odalar çok bakımsızdı. Zaten turumuzun en kötü yönü bu oteldi. Otelin yemekleri güzeldi, ancak otel temizlikte sınıfta kaldı.
Otel 4 yıldızlı ancak bırakın 4 yıldızı tek yıldızı haketmiyor.

Bu beş gün benim için çok güzel geçti. Rehberlerimizin ilgisi, edinilen arkadaşlıklar, birbirimize verilen e-posta ve telefon numaralarıyla sanki bir aile olmuştuk. Birbirimizden ayrılırken herkesin yüzünde bir hüzün vardı.

Herkese böyle kısa da olsa bir tatile çıkmasını tavsiye ederim. Günlük hayatın stresinden, iş ve özel hayatımızdaki sıkıntılardan kısa süreliğine olsa da uzaklaşmak çok moral vericidir.

17 Ağustos 2008 Pazar

Istvan Örkeny' nin "Kedi Oyunu" adlı oyununu okudum.

Birkaç hafta önce Ortaköy' e gittim. Hem temiz boğaz havası almak, hem de kumpir yemek için Orkaköy' ü tercih etmiştim. Maalesef o kadar yakın oturmama rağmen, Ortaköy' e çok sık gidemiyorum.

Yemekten sonra her zamanki gibi sahafları dolaşırken, gözüme bir kaç tiyatro oyunu ilişti. Evimde, okuyamadığım o kadar oyun varken dayanamadım; kitapları elime almaya başladım. Istvan Örkeny' nin "Kedi Oyunu" adlı oyununu inceledim. Yazarın adını bir yerden hatırlıyordum: "Kutulaştırma" adlı oyununu Hilmi Bulunmaz' dan duymuştum. Coşkun Irmak tarafından uyarlanan-yönetilen bu oyunu Hilmi Bulunmaz seyretmiş ve övgüyle bahsetmişti. Kısa bir pazarlıktan sonra, bu oyunla birlikte bir kitap daha satın aldım.

Eserin yazarı "İstvan Örkeny". Eser Kültür Bakanlığı Yayınları' ndan çıkmış olup, Faruk Ersöz tarafından çevrilmiş. 82 sayfadır.

Yazar hakkında kısa bir bilgi vereyim.

Istvan Örkeny Macar oyun yazarı. 1912 -1979 yılları arasında yaşamış. Kimya ve eczacılık okumuş. Oyunlarını grotesk ve satirik unsurlarla bezemiş.



Eserleri:
Ocean Dance
Voronezh
Cats Play: Türkçesi Kedi Oyunu olup, yazarın en ünlü oyunudur.
The Tot's Family
One Minutes Stories

Oyunun Kişileri:
Madam Orban: Szakalla ailesinin iki kızından biri.
Giza: Madam Orban' ın ablası; kötürüm.
Paula: Madam Orban' ın arkadaşı.
Viktor Csermlenyi: Tenor; Madam Orban' ın eski sevgilisi.
Ilus: Madam Orban'ın kızı.
Jozsi: Madam Orban'ın damadı.
Farecik: Madam Orban' ın arkadaşı; onunla kedi taklidi yaparak anlaşır.
Adelaida: Viktor'un annesi.

Kitabı bir haftada okudum. Başlarda biraz sıkıldım; ancak oyun giderek daha heyecanlı oldu. Oyun, Madam Orban etrafında gelişiyor. O' nun ablasıyla,kızı ve damadıyla tartışmalarını, arkadaşı Paula olan ilişkisi, eski sevgilisi olan Viktor ile olan karmaşık ilişkisi ve kapı komşusu olan Farecik ile olan oynadığı kedi oyunu, oyunu oluşturuyor. Orban, Farecik ile kedi gibi miyavlayarak haberleşiyor. Farecik ile Orban arasında oynanan bu oyun grotesk unsurlar taşıyor.

Madam Orban sıradışı yaşamı olan, kafasına estiği gibi davranan, anlaşılması çok zor bir bayandır. Derler ya "bayanları anlamak zordur"; ancak Madam Orban' ı anlamak imkansıza yakındır. Bir Viktor' u yakınında tutmak ister, bir uzaklaştırmak ister. Bir plan yapar; ancak o dakikada planını değiştirir. Velhasıl Madam Orban çok ilginç bir kişiliktir. Yaşı 62 dir; ancak yaptıklarıyla sanki 20' lerinde gibidir.

Oyun, 1992 yılında Devlet tiyatrolarında oynanmış. Yönetmen Can Gürzap ve Orban' ı oynayan Cevza Şipal.

Eser, 1972 yılında filme çevrilmiş ve o yıl en iyi yabancı film Oscar ödülünü kazanmış. Eser ilginçtir. Çok beğenmesem de, okunmaya değer olarak görüyorum.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Tuncer Cücenoğlu' nun "Toplu Oyunları 1" adlı eserini okudum

Tuncer Cücenoğlu' nun Mitos-Boyut Yayınları' ndan çıkan "Toplu Oyunları 1" adlı kitabını okudum. Kitapta üç oyun yer almaktadır: Çıkmaz Sokak, Dosya ve Kördövüşü.

Yazar hakkında kısa bilgi vereyim:
Çorum doğumludur. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü'nü bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı'nda çeşitli görevler yaptı. 1983'te devlet memurluğundan ayrıldı.

Cücenoğlu, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Tiyatro Yazarları Derneği Yönetim Kurulu üyeliği, MSM Özel Konservatuarı “Dramatik Oyun Yazarlığı” öğretmenliği, PEN Yazarlar Derneği üyeliği, Papirüs Yayınevi Tiyatro Bölümü Yönetmenliği gibi görevleri bir arada yürütmektedir.

Cücenoğlu’nun oyunları bir çok dile çevrilmiştir.

Eserleri:
Aşk ya da Elmas ile Servet'in Hikayesi - Anlatı
Arthur Miller'ın Ölümü - Tiyatro
Atatürk ve Sanat - Tiyatro
Matruşka Romanya'da -Tiyatro
Bu Dünyadan. . - Tiyatro
Gergedan'laşan Dünya - Tiyatro
Polonya İzlenimleri - Tiyatro
Devlet Tiyatroları'na Öneriler - Tiyatro
Repertuar Politikaları Değişmelidir - Tiyatro
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler (2) - Deneme
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler - Deneme
Aşk ya da Elmas ile Servet'in Hikayesi - Öykü
Uğur Uludağ'ın Önlenemeyen Tırmanışı - Tiyatro
Kiralık Gelinlik - Öykü
Cumhuriyetimizin 80inci Yılında Oyun Yazarlığımız - Tiyatro
Sabahattin Ali Dosyası Açılmalıdır - Deneme
Yazın ve Tiyatro - Tiyatro
Boyacı
Neyzen
Çığ
Yeşil Gece
Toplu Oyunları 1
Toplu Oyunları 2
Toplu Oyunları 3


ÇIKMAZ SOKAK

Oyun, üç kişilik ve tek perdeliktir. 1981 Abdi İpekçi Ödülü, 1986 Avni Dilligil En Başarılı Yazar Ödülü ve 1987 Hollanda İnsan Hakları Ödülünü almıştır.

Yunanistan' da 1967 yılında askeri darbe olmuş ve bu darbe sonucu 30 bin kişi tutuklanıp, işkenceden geçmiştir. Oyunumuz bu darbeden 7 yıl sonrasında geçmektedir.

Oyun kişileri; Celika, Spanos ve Lilika' dır. Oyunda Lilika ve Celika kardeştirler. Spanos ise polistir. Oyun Celika' nın evinde geçmektedir. Lilika, Spanos ile arkadaş olup, O' nu evine davet etmiştir. Lilika' nın bu daveti aslında bir oyundur. Daveti kabul eden Spanos'u evde Celika beklemektedir. Celika, 7 yıl önce Spanos tarafından kendisine yapılan işkenceyi unutmamıştır; O' nu yaptıklarından dolayı sorgulayıp, O' na cezasını vermek ister.

Oyunun dili sade, anlaşılırdır.

DOSYA

Oyunda 11 kişi vardır. Oyun üç mekanda geçmektedir. Bir evin salonu, zengin bir işadamının bürosu ve resmi bir dairenin müdür odası. Oyun iki perdeliktir. Zaman 1981, yer İstanbul' dur.

Oyunda bir kurumda çalışan bir adamın dönen yolsuzluk olaylarını ortaya çıkartıp, bunu rapor haline getirmesi ve müdürüne vermesiyle yaşananlar anlatılıyor. Bu rapor dolayısıyla adamın hayatı alt üst olacaktır.

Toplumda yaşanan yolsuzlukları araştıranların başına neler geldiği, gerçekleri araştıran insanların nasıl yalnızlığa itildiklerini oyunda görüyoruz.

Oyunun dili sade, anlaşılması kolay bir oyundur.

KÖRDÖVÜŞÜ

9 kişilik bir oyundur. Bir kişi iki farklı insanı oynuyor. İki perdeliktir.

Oyun Ankara' nın gecekondu semtlerinden birinde, bir evde geçiyor. 7 kişik bir aile küçük bir eve sıkışmış bir şekilde yaşıyor. Baba makinisttir. İki oğlu da işsizdir. Yatalak annesi ve sara hastası bir kızı vardır.

Aile maddi yönlerden çok sıkıntıdadır. İşsiz oğullarından biri serserilik yapıp, geçici işler yapıyor. Küçük oğlu iş için İstanbul' a gitmeyi düşünüyor.

Aile hasta kızlarını doktora değil de bir cinci hocaya baktırmak istiyor. Cinci hocayla yaşadıkları, ev sahibiyle yaşanan olaylar, çok cimri olan yatalak annesine yaptıkları oyuna hoşluk katıyor.

Cahilliğin, işsizliğin, çaresizliğin, parasızlığın sonucu olarak yaşanan hüzünlü olaylar oyunu oluşturuyor.

Oyun dili sade, kolay anlaşılırdır. Yazarın ilk oyunudur. 1972 yılında yazılmış, 1987ve 1997 yıllarında tekrar düzenlenmiştir.

Üç oyun çok kez sahnelenmiştir. Tüm oyunları beğendim. Üç oyun da birbirinden güzeldir. Herkese bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.

11 Temmuz 2008 Cuma

Philippe Soupault' un "Şarlo" eserini okudum


Bulunmaz Tiyatro yönetmeni Hilmi Bulunmaz ' ın tavsiyesi üzerinde tiyatromuzun kitaplığında bulunan Philippe Soupault' un "Şarlo" eserini okudum.



Charlie Chaplin-Funny Instant song- Modern Times from Vinod on Vimeo.


Charlie Chaplin - March Past from Vinod on Vimeo.

Eser Çağdaş Yayınlarından çıkmış olup, 111 sayfadır. 1. Baskısı Martı Yayın' larından 1958 yılında çıkmıştır.Eseri dilimize çeviren Teoman Aktürel' dir.

Yazar Philippe Soupault hakkında kısa bilgi vereyim:



1897-1990. Fransız ozanıdır. 1. Dünya savaşına katılıp, yaralandı. İlk şiir kitabı "Aqurarium" 1917 ' de yayınlandı. Bir çok roman, şiir, eleştiri ve deneme yazdı.
Türkiye dahil bir çok ülkeyi gezdi.

Teoman Aktürel' in çevirdiği bu yapıt, ilk kez 1959' da yayınlandı ve 1960 yılında Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü' nü kazandı.

Çevirmen Teoman Aktürel hakkında kısa bilgi vereyim:



1932-2007 Alaşehir'de doğmuştur. Orta Öğrenimini Galatasaray Lisesi'nde, Yüksek Öğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. 1950-60 döneminde özellikle Yeditepe, Türk dili ve A dergilerinde Teo imzasıyla yayımladığı şiirlerin yanı sıra Saupoult, İonesco, Brecht, Eflatun gibi yazarlardan yaptığı çevirilerle tanındı.

Bu eser Charlie Chaplin yada herkes tarafından yaygın olarak bilinen adıyla Şarlo(Charlot)' nun hikayesidir. Bu eser bir biyografi değildir. Yazar, Şarlo' nun filmlerindeki hikayelerinden yararlanarak, Şarlo' nun hayatını anlatma yoluna gider. Yazar şair olduğundan Şarlo' nun hikayesini çok büyük bir duyarlılıkla, imgelerle Şarlo' nun gördüklerini,yaşadıklarını, duygularını anlatır. Yazar adeta kelimelerle dans eder. Eser çok güzel, akıcı ve duru bir Türkçe' le çevrilmiştir. Bunda çevirmenin başarısı çok büyüktür. Hatta şunu da söyleyebilirim ki, uzun zamandır böyle güzel bir Türkçe'yle çevrilmiş bir eser okumadım.

Bu kitabı anlatmak olanaksız, ancak okunarak anlaşılabilir. Yine de eserin giriş bölümündeki bazı bilgileri ve eserden bazı tadımlıklar vereceğim ki; bu eserin nasıl bir eser olduğuna insanlar karar versin.


Charlie Chaplin bir gazeteye şöyle bir demeç verir:
"Ha! Şarlo! çılgınca seviyorum onu; yaşamımın gönüldeşi o, üzgün saatlerimin arkadaşı(...)
Yollara düşen bu zavallı işçiyi, bu korkak , kaygılı, sıska, içler acısı varlığı doğururken bir yergi yaratmaktı dileğim. Baston onuru deyimliyordu, bıyık kurumluluktu, potinler de ölümlü dünya kaygılarının tüm çekilmezliğini belirtiyordu!.
Bu kişi yaşıyor bende. Kimi zamanda yanı başımda, benimle; kimi zaman başını alıp, ötelere gidiyor sanki..."

Şarlo insan imgeleminden doğma hiç bir yaratığın ermediği sevgiye, üne erdi. Şarlo evrensel bir kahraman, hem güldürmüş hem ağlatmış biri.

Şarlo gerçekte sözün en arı, en güçlü anlamı ile ozandır. Onun için bir biyografi değil, bir şiir yazmak gerekirdi.

(...)
Gökyüzünün ortasında ay, apak, kimi yuvarlak, güleç bir yüz, kimi evcil bir hayvan, kimi gökkubbede akıp giden iri bir su damlası gibiydi.
Şarlo söz verdi ona: arkadaşı olacaktı.
(...)
Yıldızlar da katıldı bu geziye. Takıldılar arkasına. Sanki ona göz kırpıp türkü söylüyorlardı: burdayız biz, hepimiz, sayısız, hep yoldaşınız senin. Yanında bütün iyi dilekler, Şarlo, yere dökülen, yeni gönüldeşi ayışığı demetini ezmemek için ayak uçlarını daha bir aralayarak yürüyor, yürüyor.
(...)
Sarışın ince bir kız geldi, yanına oturdu. Bunca güzel bir yaratık görmemişti Şarlo. Yanına oturması da ayrıca hoşuna gitti. Ama gülümsemeyi göze alamadı. Ötekiler gibi umursamaksızın kalkıp gideceğinden korktu. Ama kız gülümsedi ona, Şarlo da gülümsemekten alıkoyamadı kendini. Tuhaf şey, kalkıp gitmedi kız. Şarlo' ya baktı.
(...)
Yaşam bir ırmak gibi uzanıyordu önünde. Arkasında geçmişti, bir göl, sonra çok daha ötelerde geleceği, okyanus, bir giz gibi. Yeşil yada kurak, gülümser yada bataklıklı kıyılardan, iki kıyı arasından akıyordu zaman.
(...)

Aslında kitabın her paragrafı tadımlık olacak kadar birbirinden güzeldir. Bu eser hakikaten mükemmel bir eserdir. Herkese okumalarını kuvvetle tavsiye ederim.

Tiyatrooyun.org sitesinden yeni bir şebeklik daha

Türk tiyatro tarihine kara bir leke olarak geçen www.tiyatrooyun.org sitesinden şöyle bir haber yayınlandı.

"İŞTE TEK GERÇEK BELGE, İŞTE VİDEOLAR!".

Haberde Devlet Tiyatrosu’nun koordinasyon toplantısında geçen konuşmaların olduğu CD kaydından yararlanılarak hazırlanan videolar www.vimeo.com sitesinde allanıp pullanıp, aynı şeyleri tekrar tekrar gözümüze sokmaya çalışıp ve gerçeklerden saptırılmış bir vaziyette sunuldu.

Tiyatrooyun.org sitesinde bu haberle ilgili ekran görüntüsü aşağıdadır.



Bu videolarda Coşkun Büktel' in ve Şahin Ergüney ' in yazdıklarıyla CD kaydı arasında farklılıklar üzerinde duruldu. Ama şunu bilmiyorlar ki; Coşkun Büktel bu konuyla ilgili ilk yazısını yazdığında ortada CD yoktu. Bu videoları hazırlayanlar asıl gerçeği örtmek,gizlemek istediler, ama başarılı olabildiler mi? Hayır, çünkü gerçekler ne kadar çarpıtılsa çarpıtılsın, gerçek gerçektir. Videoda gerçek olan nedir? Gerçek olan Özdemir Nutku' nun 16. yy' da Fransızca yazılmış ikinci Theope olduğunu söylemesidir. Peki, var mıdır, yoktur. Bu iddiayı ispatlayabilmiş midir, hayır. O zaman ortaya bir iddia atıp, iddiasını ispatlamamak fiiline ne denir? Buna iftira atmak denir. Videoyu hazırlayanlar bu gerçeği göstermemek, gizlemek için türlü türlü şebeklikler yapmışlardır ve yine herkesi güldürmeye devam etmişlerdir. Yazım hataları da tuzu biberi olmuştur. Bu site editörleri Türkçe öğrenmemeye yemin etmiş cahil, şerefsiz insanlardır. Ben yüz yıl yaşasam da, maalesef onların Türkçe' yi doğru kullanmalarını göremeyeceğim.

Bu videoları yayınlayan kişinin adı "cosbuk" dur. Yani tiyatrooyun sitesinin editörlerinin yayınladığı bu videoları kendileri dahil kimse sahiplenmek istemiyor. Bu çok doğaldır, adlarını açıklamaktan ölesiye korkan bu şerefsiz site editörlerine yakışan bir davranıştır.


Haberde şöyle bir cümle de vardır:
"HAYDİ BÜKTEL İKİ KERE İKİ DÖRT EDER DERECESİNDE KESİN VİDEO KAYDI YAYINDAYKEN ŞİMDİ ÇARPIT DA GÖRELİM KONUŞMALARI"

Site editörleri bu haberle birlikte çarpıtma olayında tavan yapmışlardır. Daha evvel yapılan tüm haberler istisnasız çarpıtmalarla, yalanlarla, iftiralarla doludur. Zaten bu haberin de bunlardan farklı olacağını düşünmek saflık olurdu.

Prof. Dr. Özdemir Nutku' nun bu cd kaydından habersiz Coşkun Büktel' e verdiği cevabın linki şudur:

http://www.tiyatrokeyfi.com/gorusler/nutku.html

Cevabını buraya yazıyorum.
-----------------------------------------
COŞKUN BÜKTEL'E YANIT

Prof. Özdemir Nutku


Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.

Üstelik, sizin Theope'nizin oynanması gerektiğini de Kurul'da birkaç kez dile getirmiştim. Bunu eski kurul üyelerinin hepsi de bilir. Siz çeşitli kişilerden bunu onaylattığınızı söylüyorsunuz. Elbette onaylayacaklar. Çünkü Theope'den söz ettim. Ama size nakledilen tavırda değil.

Biz kurul üyeleri olarak repertuarı seçmeyiz. Yalnızca oynanabilecek her türden oyunu havuza atarız. Bölge müdürleri ve yönetmenler, bu havuzdan sahnelemek istedikleri oyunları seçerler. Seçerken de kendi seyirci durumunu ve niteliklerini hesaplarlar. Bunlar kurul üyelerinin işi değildir.

Gelelim hakaret konusuna; ben sizin için bir kez bile kötü söz söylemedim. Ama siz 15 yıldan beri, çeşitli dergilerde bana saygısızca saldırıyorsunuz. En azından sizin kadar, benim de onurum var. Böyle bir durum karşısında bana mektup yazsaydınız, ben de eksik olanları size mektupta belirtirdim. Ama siz, Theope gibi, ikinci bir başarılı oyun yazmanız gerekirken, reklamı çok sevdiğiniz için, oraya buraya saldırarak boş yere vakit geçiriyorsunuz!

Yeteneğinize yazık! Yeteneğinizi polemik yazılarla heba etmeyin. Bize oyunlar yazın, Türk tiyatrosu kazansın.

Sevgilerimle,

Prof. Özdemir Nutku

------------------------------------------
Bu cevapta şu cümleler üzerinde duralım:

"...Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim...""

Bu cümleler video kaydında var mıdır, hayır. Yani Özdemir Nutku cevabında doğru söylemiyor. Hem bir toplantıda bir iddia atıp, iddiasını ispatlayamıyor hem de Coşkun Büktel' e verdiği cevapta doğru bilgi vermiyor.

Öyleyse niye tartışıyoruz ki; her şey berrak, açık, yalın ve basittir.

Bence site editörleri ya aptal numarası yapıyorlar yada gerçekten de aptallar. Ben bu konuda yorum yapmayayım, çünkü her şey ortadadır. Burak Caney ile yatan, Burak Caneyleşir. Değil mi, bu kimliksiz sitenin onursuz editörleri...

Site editörleri kendi sitelerini kapatıp, başka bir site yapmaya çalışıyorlar. Eğer böyle yayıncılık yapmaya devam ederlerse ki bence edecekler, o zaman o siteleri de kapanacak ve bu böyle gidecek. Bu insanların hiçbir işlerinde dikiş tutturamayacakları 2x2=4 kadar gerçektir.

Site editörlerinin "cosbuk" kullanıcıyla yayınladıkları videolar aşağıdadır.


Coşkun Büktel 1 from cosbuk on Vimeo.


Coşkun Büktel 2 from cosbuk on Vimeo.


Coşkun Büktel 3 from cosbuk on Vimeo.


Coşkun Büktel 4 (düzeltilmiş) from cosbuk on Vimeo.

6 Temmuz 2008 Pazar

Peter Brook' dan "Açık Kapı - Oyunculuk ve Tiyatro Üzerine Düşünceler"


Peter Brook' un yazdığı, Metin Balay' ın dilimize çevirdiği Yapı Kredi Yayınları' ndan çıkan "Açık Kapı - Oyunculuk ve Tiyatro Üzerine Düşünceler" adlı eseri okudum. Eserin özgün adı "The Open Door - Thoughts on Acting and Theatre" dır.

Peter Brook ile kısaca bilgi vereyim:


1927 Londra doğumludur. Oxford mezunudur.1971' de Paris' de Uluslararası Tiyatro Araştırmaları Merkezi' ni kurdu. Stanislavski, Meyerhold, Brecht, Artaud, Grotowski' den etkilendi. Açık sahne anlayışını geliştirdi. Çalışmalarını İngiltere' de "Royal Shakespeare Company"' de, Fransa' da "Bouffles du Nord Tiyatrosu" 'nda sürdürdü.

Önemli Oyunları:
1950 Measure for Measure with John Gielgud (Shakespeare Memorial Theatre)
1952 The Winter's Tale with John Gielgud (Shakespeare Memorial Theatre)
1958 Titus Andronicus with Laurence Olivier (Shakespeare Memorial Theatre)
1962 King Lear with Paul Scofield
1964 Marat/Sade
1966 US an anti-Vietnam protest play with the The Royal Shakespeare Company, documented in the film Benefit of the Doubt
1970 A Midsummer Night's Dream with John Kane (Puck), Jennie Stoller (Helena), Ben Kingsley and Patrick Stewart

Kitapları:
The Empty Space(1968).
The Shifting Point(1988).
Le Diable c'est l'ennui(1991).
There Are No Secrets (1993).
The Open Door (1995).
Threads of Time Recollections(1998).
Evoking Shakespeare(1999).

Eser 97 sayfadır. Fiyatı 9 YTL dir. Üç bölümden oluşmuştur:
Can Sıkıntısının Sinsiliği
Altın Balık
Hiçbir Sır Yok

Can Sıkıntısının Sinsiliği
Paris' de 9-10 Mart 1991 tarihlerinde gerçekleştirilen bir atölye çalışmasının notlarından yararlanılmıştır.
Yazar "Boş Alan" kitabında anlattıklarını pekiştirmek için örnekler verir ve bu kitabının sonuçlarını bizlerle paylaşır.
Daha sonra tiyatro ile insan yaşamı arasındaki ilişkiyi açıklar. Yazara göre tiyatro dışındaki yaşamla, tiyatrodaki yaşam arasında fark yoksa, tiyatronun anlamı yoktur. Tiyatronun; dışardaki yaşamdan daha görünür, daha canlı, daha dokunaklı ve daha şiddetli olması gerekir. Bunun için uzamın küçültülmesi ve zamanın sıkıştırılması ile yoğunluk yaratılması gerekir. Sıkıştırma; gerçekten gerekli olmayan her şeyin kaldırılması ve gerekli olanların pekiştirilmesidir.

Yazar tiyatronun sahne, dekor, ışık, müzik, koltuk gibi ögelerle başlaması inancının yanlış olduğunu, gereken tek unsurun insan olduğunu, diğer ögelerin daha sonra düşünülmesi gerektiğini söyler.

Oyuncuların vücutlarını geliştirmesi gerektiğini, eğitilmemiş vücudun akort edilmemiş çalgı gibi olduğunu söylüyor. Akort edilen vücutta israfa yol açan gerilimler ve alışkanlıklar yok olur. Aşırı ve gereksiz hareketlerimiz ortadan kalkar. (Örneğin bende ellerimi aşırı hareket ettirme dürtüsü var. Buradan vücudumu eğitmem gerektiği; bir kez daha ortaya çıkıyor)

Yazar, oyun yönetmenlerine kendi tecrübelerinden faydalanarak bir çok tavsiyede bulunuyor. İran , Hindistan, Afrika gezilerinde yerel halkın düzenlediği oyunları seyredip, bunlar üzerine düşüncelerini belirtiyor.

Yazar, tiyatro üzerine çok çeşitli düşünceler verir. Neredeyse her paragrafta ayrı bir konu, ayrı bir düşünce açıklanır.

Ben, burada bu bölümün kısa bir özetini vermeye çalıştım. Ancak bu bölüm oldukça doyurucu bilgiler içeriyor ve tüm bilgileri burada vermem tabiatıyla imkansızdır.

Altın Balık
1991 Kasım' ında Kyota' da İnamori Vakfı ödül töreni nedeniyle yapılan konuşmalardan uyarlanmıştır.
Yazar, bu bölümde de tiyatro üzerine çok çeşitli düşünceler verir. Tiyatrodaki boş salonlarla ilgili durum değerlendirmesi yapıyor ve tiyatronun nelere sahip olması ve nelerden uzak durması gerektiğini söylüyor.

Hiçbir Sır Yok
1991 Kasım' ında Kyota' da İnamori Vakfı ödül töreni nedeniyle yapılan konuşmalardan uyarlanmıştır.
Yazar, Shakespeare 'in Fırtına adlı oyunun sunma aşamalarını bize anlatır. Bu oyunun seçme amacını, prova öncesi hazırlıkları, prova çalışmalarını ve tüm bu aşamalarda yaptığı arayışları bize tüm samimiyetiyle bildirir. Hatalarını ve bu hatalarından nasıl ders aldığını söyler. Bu bölüm, bilhassa tiyatro yönetmenlerine çok önemli dersler verir. Yönetmenin yaptığı iş bir zanaat işidir. Yönetmen çalışır ve dinler. Oyuncularının çalışmasına ve dinlemesine yardım eder. Oyun çıkma süreci bir karmaşa süreci değil bir gelişme sürecidir. Anahtar budur.

Bu eseri beğeniyle okudum. Eserde oyunculara, yönetmenlere çok önemli dersler var. Kendi adıma bu kitaptan çok şey öğrendim. Bulunmaz Tiyatro' daki oyun provaları Peter Brook' un tavsiye ettiği yöntemlerle yapıldığı için, kitabı okuduktan sonra Bulunmaz Tiyatro yönetmeni Hilmi Bulunmaz ile bu eseri tartıştığımda O' nun Peter Brook' dan etkilendiğini öğrendim. Oyun yazarı Coşkun Büktel tartıştığımdaysa, Peter Brook' un Türkiye' ye "Yönetmen Tiyatrosu" kavramını sokan kişi olduğunu ve Peter Brook' dan pek hazetmediğini öğrendim. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel, Peter Brook üzerine birbirinden farklı düşünüyorlar. Tiyatroda, fizikte geçerli olan şöyle bir formül E=mC^2 yoktur. O yüzden tiyatroda tek bir doğru olduğu söylemek saçmalık olur. Fikirlerin çarpışmasından ortaya çıkan sonuç belki herkesi memnun etmeyebilir; ama asıl amaç seyircileri memnun etmek, değil midir? Yine fizikten bir örnek vereyim; fizikçiler tanecikleri birbirine çarpıştırıp, mikro büyüklükte maddelerin örneğin gravitonların yapısını anlamaya çalışıyorlar. Tiyatroda da fikirlerin çarpışmasından çıkan sonuçlar önemli olacaktır.

Herkese bu eseri okumalarını kuvvetle tavsiye ederim.

2 Temmuz 2008 Çarşamba